O DA KUŞLARIN HAKKI

DSCN0832DSCN4919DSCN4921DSCN4933DSCN4899DSCN4896DSCN4880DSCN4864DSCN4925 - KopyaDSCN4865DSCN4842RENK RENK ZEYTİNLER

 

O DA KUŞLARIN HAKKI…

(Ya da domuzların…)

Nihayet zeytin hasadımızı tamamlayıp eve döndük. Evimizi özlemişim…

Sürekli yanan sobaya rağmen, kışın tarladaki tayfa kulübesinde kalmak pek kolay değil; Sıfır dereceye düşen gecelerde iki yorgan altında, berelerle, yün çoraplarla yatmak, 8 metrekarelik alanı çok amaçlı olarak kullanmak, hatta son iki gece, tarlada henüz kendisine ait kulübesi olmayan Duman’ı da üşümesin diye kulübeye alıp ona da yatacak yer bulmak…Bir de demir ayaklar üstündeki yerden yüksek olan kulübenin kuvvetli rüzgarlarda yaptığı yatay salınımları geceleri vücudunun her yerinde hissetmek…

                       

Bu yıl, uzun süre yağan şiddetli yağmurlar ve fırtına nedeniyle aralıklarla sürdürmek durumunda kaldığımız hasadımızın başlamasıyla bitişi arasındaki süre neredeyse bir ayı buldu. Son günlerde yakalandığımız kırağı da yağmurların cilası oldu. Hepi topu 12 dönüm yer. Bir türlü bitmedi.

Bu sezonda makinaya yatırım yapıp hasadımızı makinalı yaptık (duyan da yüzlerce dönüm zeytinliğimiz var sanır). İlk partide, zeytinler yeşilken, hem sarsıcı hem de sıyırıcı iki ayrı makina kullanmıştık. Yağmurlar nedeniyle 10 gün ara verdikten sonra, ikinci partide, hem kırağı nedeniyle sapları yumuşayan hem de biraz daha olgunlaşan ama yine de büyük oranda alyanak olan zeytinler sıyırıcıya gerek kalmadan, dal sarsıcı ile kolayca düştüler.

 

Makinanın boyunun yetmediği dallardaki zeytinleri de kah ağacın üstüne çıkıp tarakla sıyırarak,  kah da sırıkla silkerek düşürdük. Yine de yetişemediysek, “yetişemediğin dal senin değildir” diyerek yüksek dalları kesip zeytinleri yerde hasat ettik. Hiçbir şekilde yetişemediğimiz zeytinleri de “o da kuşların hakkı” diyerek bıraktık. “Başakçı” ların da hakkı var değil mi, bir miktar zeytin de onlar için kalmalıydı. Zeytini olmayanlar, özellikle roman yurtdaşlar,  sezon sonunda, tarlaları dolaşıp kalan zeytinleri topluyorlar. Onlarda rızkını başaktan çıkarıyorlar. Çukurlara düşen zeytinler de domuzlara… Tarlada kocaman kocaman çukurlar var, insan boş bulununca içine düşüyor; Kışın aç kalınca sansarların açtığı delik/dehlizlere kaçan zeytinleri bulmak için dehlizleri kazıp zeytinlerle karnını doyuran domuzların açtığı çukurlar. Zeytinden kimler, kimler yararlanıyor: İnsanlar, kuşlar, domuzlar, kurtlar…

Bu yıl hasada başladığımızda 18-20 çuval, yani 1800-2000 kilogramlık bir ürün tahminimiz vardı. Şiddetli yağış ve fırtınadan dolayı en az yüzde yirmibeşlik bir kaybımız oldu ve zeytinler dibine döküldü. Kırağı, dibine dökülen zeytinleri bozdu. 1500 kg. silkim zeytin, 200 kg. da dip zeytin topladık. 250-300 kg. dip zeytini de emeğini kurtarmıyor diye tarlada bıraktık. Eskiler 3 zeytin görürse, dördüncüsünü ararlarmış. Üç kez dip (koruk, kaba dip, dip) toplarlar, ocak ayından önce zeytine sırık vurmazlarmış. Devir değişiyor. Erken hasat sevdasına zeytini erkenden topluyor, emeği kurtarmıyor diye dibini bırakıyoruz.  Mecit zeytinler döküldü diye çok üzüldü ama neyse ki son gün işler biterken yüzü gülmeye başladı.

 

 

Hasat bitiminde “kurtuluş” yapılır. Tayfalar sepetlerini zeytin dallarıyla süsleyip, şarkı-türkü eşliğinde  tarla sahibine getirip bahşişlerini alır. Tarla sahibi son gün tayfaya yemek verir. Tavuk, balık ızgara gibi…Tahin helva da kurtuluşun simgesi.  Biz de geleneğe uyduk, fabrikadaki işçilere helva-ekmek götürdük ve ayrıca bize yardım eden arkadaşlarımızla birlikte tarlada “kurtuluş yemeği” yedik.

Menüde ulusal yemeğimiz kurufasulye (sucuklu), tereyağlı bulgur pilavı, turşu, yoğurt, çiğ yağ, kekikli salça ve tahin helva vardı. Sonra üzerine “Bozcaada Şarabı” açtık ve sonunda da tabii ki olmazsa olmaz semaverde çay.

 

 

 

Arabamızı zeytin dallarıyla süsleyip son parti zeytinlerimizi de köylülerin deyimiyle mengeneye götürdükten sonra merakla yağımızı beklemeye başladık. Fabrikadaki yoğunluktan ancak üç gün sonra sıra bize geldi. İlk partide olduğu gibi, tekneden sızma ve kuru sıkma yağı sulu sıkımla birleştirmeden, sıcak suya maruz bırakmamak için separatöre de sokmadan aldık. Özelliği etkilenmesin diye filtre de  etmedik. Şimdi kendi halinde dinlendiriyoruz. Sonra dibine biriken tortuyu alacağız. İlk partide 7 dizyem (0,7 A )olan asit değeri, ikinci partide 5 dizyem (0,5 A) oldu. Kurtlu-bozuk zeytinler rüzgarla dibe düştüğünden, ikinci parti yağın asidi birinciye oranla daha düşük oldu. Yağ verimimizin ortalaması yaklaşık yüzde 20. Bu yıl için iyi sayılır. Diğer üreticilerden % 10 gibi rakamlar duyunca…Bu yıl da oldukça nefasetli çiğ yağ elde ettik. Mengenede taze çiğ yağa ekmek banmak belki de dünyadaki en güzel keyiflerden biri olsa gerek.

 

Biraz da işin ekonomi politiğinden dem vuracak olursak; Zeytinyağı piyasası da et, süt, sebze-meyva vb. piyasalardan farklı değil. Durum oldukça ciddi. Zeytinyağının maliyeti giderek artıyor. Satış fiyatı ise düşüyor. İşçi ücretlerinin maliyet içindeki payının artmasıyla tarla sahipleri artık tarlalarını toplayamadığından ya satıyor, ya da ortak veriyor.  Tarlalar el değiştiriyor. Bu yıl toplama ortaklık payı yarı yarıyadan da fazla. Üçürdüm uygulaması başladı (bir pay  tarla sahibine, iki pay toplayana). Zeytinyağı sektörünün büyük bir kısmı (Komili’nin önemli bir hissesi dahil)  yandaş şirketlerin eline geçmiş durumda. Piyasayı düzenlemesi gereken üretici birliği Tariş bir türlü fiyat açıklamıyor. Bir miktar avans vererek ortaklarının yağını topluyor. Tayfaların yevmiyelerini ve banka kredilerini ödemek zorunda kalan küçük üretici, insafsız, fırsatçı yağ tüccarının eline kaldı. Yakın bir arkadaşımız zor durumda kalınca elindeki 3 dizyem harika yağını toptan dört buçuk liradan satmak sorunda kaldı. Zararına… “Ciğerim yanıyor.” dedi. Çok üzüldüm. Zeytinyağının her bir gramının ne emeklerle üretildiğini bilen biri olarak benim de ciğerim yandı. Şu andaki fiyatlar 8-10 sene öncenin rakamları…Ne olacağı da belli değil. Direnebilen, perakende satabilecek olan bekleyecek, bekleyemeyen tüccarlara yem olacak. Çiftçinin alın teri, süpermarketlerin raflarına ürünlerini koyabilecek olan büyük zeytinyağı şirketlerinin kasalarına para olarak dolacak. Devlet piyasayı düzenleyen devlet kurumlarını, işletmelerini devreden çıkarır da üreticiyi kan emici tüccarların eline bırakırsa olacağı budur. Gerçekten çiftçinin haklarını korumak amacıyla kurulmuş bölgesel üretici birlikleri-kooperatifleri olmadan, halkın çıkarlarını gözeten bir iktidar olmadan çiftçi sömürüye mahkum.

Zeytinde tarla sahibi küçük çiftçilerin sömürüsü dışında bir de emek sömürüsü var ki, bu başlı başına ayrı bir yazı konusu. Tabi emek sömürüsü içindeki cinsiyet sömürüsü de ayrı bir nokta…Erkeklerin aldığı ücretin % 25-40  daha azını alan kadınlar…Akşama kadar dizinin üstünde yerlerde zeytin arayan, bacaklarına karasular biriken, zeytin gözlü kadınlar…

Sevgiyle,

Süheyla Doğan

Reklamlar
Kenar | Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to O DA KUŞLARIN HAKKI

  1. Mine Yolacan dedi ki:

    Suheyla oncelikle gecmis olsun diyorum. Zeytin toplamanın zorlugunu Karaburunlulardan biliyorum. Cok guzel anlatmıssın her zamanki gibi. Bizim taraftaki zeytincilere bahsedecegim. Iyi gunlerde, saglıkla tuketin. Selamlarımla. MiNE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s