kömürlü semaver

                             

KÖMÜRLÜ SEMAVER

Geçtiğimiz hafta sonu liseden arkadaşım Doktor Ömer ve eşi Şükran geldiler İzmir’den. Dile kolay, 40 yıllık dost, yatakhane arkadaşı. Daha çocuktuk tanıştığımızda. Onlar da artık Nusratlı’lı oldular. Bizim evin yanındaki eski taş evi aldılar. Komşu olduk. Evlerinin tadilatına yardımcı oluyoruz. Tavan lambrilerini Mecit ve ben birlikte çaktık. Midilli Adası manzaralı çatıda, kesilen çam tahtaların kokusu ve civardaki ormandan gelen her dem yeşil çam ağacı kokusu karışımını soluyarak çalışmak çok zevkliydi. Bir yandan da çatıyı kuracak olan diğer ustalara tavanı yetiştirme telaşı…Telaşla mı yoksa beceriksizlikle mi,  çekiçin altına gidiveren ve kan toplayan başparmaklar…Kadınlara göre de el aletleri üretmek lazım, hepsi erkeklere göre… Yoksa eminim vurmazdım parmaklarıma. Solaklara göre aletler de  yok ya, ha solaklar, ha kadınlar…

   

 

Şükran hızla köy yaşamına alışıyor. Son gelişlerinde daha da uyumluydu. Bütün gün bedenen çalışmasına rağmen hiç şikayet etmedi. Baş ağrıları, kaşıntıları azaldı. Ömer’in horultularından dolayı az uyumasına rağmen erkenden kalkabildi.  Duman’a bile alıştı. Bir de börtü böceklere alışsa…Kışa hazırlık atölyesi yaptık Şükran ve Müzeyyen Ablayla; önce kızılcık marmelatı, sonra domates sosu ve kahvaltılık biber sosu, ardından da kırmızı  biber közlemesi. Şükran hiç bu kadar domates ve biber doğramamış tabi hayatı boyunca…25 kilo domates,  20 kilo biber…Domateslerimiz  Çanakkale’nin meşhur pembe domatesi ve ince kabuk kırmızı domates  karışımı. Sosumuz lezzetli olsun diye biraz da kırmızı biber koyduk içine. Bizim bahçenin ürünleri küresel ısınmanın sonucu yaşadığımız kuraklıktan dolayı erken tükendi bu yıl. Zararlılarla da bir türlü baş edemedik, o pahalı organik ilaçlar da kar etmedi. O yeşil böcek yok mu, sardı her yanı, uç uç böceklerini altettiler.

Mecit’in ustalığı ile eski bir kuzine sobası üstünü kurduk bahçeye.  Açık ateşden daha kolay oluyor bahçe kuzinesi.  Annemden aldığım büyük bakır kazanı da oturttuk üstüne. Yıkadıktan sonra suyunu Menemen selelerinde süzdürdüğümüz domates ve biberleri doğradık karşılıklı, her zamanki sakarlığımla bir değil iki parmağımı da keserek… İkinci bir ateş daha yakıp Müzeyyen Abla’nın kazanını da oturttuk üstüne. Birine biberleri, diğerine domatesleri koyduk. Dibi tutmasın diye dikkatlice karıştırmak gerekiyordu. Sulanmaya başlayınca bıraktık karıştırmayı. “Tuzunu baştan koymayın, kazanların kalayını bozar.” dedi Müzeyyen Abla.

(Şükran  sabahleyin…  )   

                                

                                                                         (Şükran öğleden sonra…)

 Bu arada kömürlü semaverimizi de yaktı Şükran. Öyle hızlı ki…Bir sürü işi arka arkaya yapıveriyor. Biraz telaşı da olmasa…Semaverin borusundan çıkan duman ile kaynayan suyun buharı karıştı birbirine.  Bir yandan çayımız demlenirken  bir yandan da biberleri közledik kazanların altında oluşan közde. Közlemesi bizden, kabuklarını temizlemesi Şükran’dan…Közlenmiş biberleri derin donduruyucuya koyacağız . Şükran da sirkeli sosa koyup cam kavanozlara koyuyormuş biberleri.

 

(İzmir’de bu kadar mutlu mu acaba?)

Bu arada tomurcuk kokulu çayımızın tadını anlatmam mümkün değil.

Sosları pişirdiğimizde neredeyse akşam olmuştu. Tüm çabamıza rağmen bir ara yemek molası verdiğimizde tutturmuşuz kazanın dibini. Farkedince aldık ocaktan. Kavanozlarımızı yıkadık, kapaklarını kaynattık. Daha küçük bakır tencereye aldığımız pişmiş domates ve biberlere tuz ekleyerek el karıştırıcısıyla iyice ezdik ve sos kıvamına getirdik. Tekrar altını yakarak sıcak sıcak koyduk kavanozlara ve hemen kapaklarını kapatıp ters çevirip tepsilere dizdik.  Biber sosunun rengi müthiş bir kırmızıydı. Bir zamanlar şehirde oje ve ruj kullanırken hiç karşılaşmadım bu kırmızıyla… Kozmetikçilere söylemeli bu güzel rengi.

 

Şükran gelince bizim sabah yürüyüşleri çok hoş oluyor. Tabi Duman’ın refakatinde… Sohbet ederek, erkekleri çekiştirerek, etrafta gördüğümüz şeyleri toplayarak, elimiz kolumuz, ceplerimiz  dolu eve dönüyoruz. Toplayıcılık kadınların ruhuna mı işlemiş binlerce yıldır? Bu kez değişik düz taşlar, sandal ağacı kabukları, enteresan kökler vardı ellerimizde. Dönüşte kahvaltıya genellikle  bol domatesli , sarımsaklı  biber kızartması yapar, bakır tabak içinde ekmek bandıra bandıra yeriz. Doktorum da bayılır kızartmaya. Bu kez inşaat telaşıyla kızartma yapamadık ama tereyağlı köy yumurtası yaptık hemen. Doktor Ömer’imiz kolesterol seviyesine aldırmadan,  sarısına bana bana Metin Akpınar keyfiyle yedi yumurtasını. Bir yumurta da Duman’a.  Buralarda zeytinyağı dışında yağ kullanmadıklarından yerel tereyağı bulmakta güçlük çekiyoruz, marketten mandıra yağı da almak istemediğimizden memlekete gittiğimizde yayılan inek-koyun sütünden yayla ürünü 5-6 kilo tereyağı alıp getiriyoruz. Meşhur omega-3 çokmuş ya yayılan hayvanların sütünde. Karadenizli alışkanlıklarımızı sürdürüyoruz; yumurtada, pilavda, makarnada, çorbaların üstünde tereyağı…

Bu arada çatı bitti, bacaya bayrak çekti ustalar. Doktorum Ömer de inşaatçılık geleneklerine uygun olarak hediyelerini bacaya bıraktı bayrağa  karşılık. Benim hediyemi unuttu tabi, oysa ben de tavanı çakmıştım. Kadından usta mı olur, unutuluyorsun işte…Sahi benim İnşaat Mühendisliği diplomam vardı. Çatının kapanması önemli ya, ertesi gün de  “çatı kurtuluş yemeği “ ikram ettik ustalara. Sabah erkenden sanki çatıyı denermiş gibi yağmur yağdırdı Allah Baba. Çatı-daha doğrusu ustalar sınavdan geçti.

 

Ziyaretçilerimiz eksik olmuyor, dostlarımız bizi yalnız bırakmıyor. Sağ olsunlar.  Çat kapı sürpriz ziyaretçilerimiz de heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor bizi. Geçtiğimiz hafta sonu hemşirem Sevim vardı İstanbul’dan. Onunla güzel işler yapacağız köyde. Sonra yazacağım. Keşke Serpil Hocam, Mine Hocam ve Müjgan da gelseydi bugünlerde Ankara’dan, Antalya’dan da Azize.  Ayvalık’dan İlkay. Ayrıca Gülbahar Hülya… Hiç gelmemiş olanları mahsus saymıyorum.  Özlediğimiz diğer dostlarımız, arkadaşlarımız da gelse…Mesela Yakıngözlüklüler… Ama dönüşleri yok mu, öyle bir hüzün sarıyor ki insanı…

Keşke ortak çiftliklerimiz olsa.

(Şükran telefon etti İzmir’den migreni  tutmuş. “Ben köyümü istiyorum.” diyor. )

Süheyla Doğan

28 Eylül 2010

Nusratlı Köyü/ÇANAKKALE

Doktorumun isteği üzerine Duman’ın resimlerini de ekliyorum aşağıya;

Korsan Duman; Kız yüzünden girdiği kavgada gözünü kaybettikten sonra…

Korsan Duman

Sakin Duman

Sakin Duman

Şebek Duman;

Bekçi Duman;

( Bakmayın yukardaki sakin, şebek hallerine, 4 vukuatı var. Bir de ezan okunurken kurtlaşıyor…O halinin bir resmini de koyayım sonra.)

Reklamlar
Bu yazı günlük yaşam içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

14 Responses to kömürlü semaver

  1. Numan Dogan dedi ki:

    Cool. Kiz bizsiz semaver cayi icilirmi? Optum. Abin

  2. MehtapM dedi ki:

    Herzamanki gibi sabah keyfi oldu bana bu yazı:) Aman dikkat, o parmaklar yazı yazmak için lazım sana Sühayla Abla’cım.

  3. Çapar Kanat dedi ki:

    Süheyla hanımefendi merhaba
    Günlüğünüzün varlığından bugünkü bildiriminiz üzerine haberdar oldum. Yazınız için tebrikler.
    Geçmiş yazı başlıklarınıza baktığımda süt ve süt ürünlerinde süt tozu kullanımının tüketicilerin tercihinde olması için Tarım Bakanlığı’na tüketicilerin göndermekte olduğu ” dilekçe örneği” ni görememenin ve sizin ”ben de dilekçe gönderdim” mesajınzı alamamanın hüznü içerisindeyim.
    Yoğun işlerinizden fırsat bulmanızı bekliyorum.
    Çapar Kanat
    Çiftçi-Çiğ Süt Üreticisi

  4. Nezih Yaşar dedi ki:

    Başlıktaki kömürlü semaver fotoğraflarda yer bulamamış kendine 🙂

  5. Şükran Savuran dedi ki:

    Canımsın Süheyla ne güzel yazmışsın. Evet bu haldeydim. Çok komik. Köyüm köyüm iyiki senin komşun oldum da bu güzellikleri yaşıyorum. Karıkoca ikiznize de teşekkür ediyorum. Ama migrenim için doğal bir ilaç senin sayende kullanıyorum.(Senden çayını duymuştum) Yapmış olduğun gelinçik reçelini ağrımı hissettiğim zaman iki üç kaşık (tatlı kaşığı) yiyorum ağrımda hissedilir derecede azalma oluyor. Bunun için de sana teşekkür ediyorum.

  6. Levent Balta dedi ki:

    Ahşap bir ev yapacağım bir gün.
    Şöyle güzel bir köyün birine.
    Dar pencereleri olacak, sürgülü;
    Açınca yer kaplamayacak.
    Kalas olacak duvarları evin,
    Kavelalar çakacağım içlerine.

    Ahşap bir ev yapacağım bir gün.
    Şöyle geniş bir sundurması olacak.
    Yağmur yağarken dışarıda,
    Ben koltukta oturacağım.
    Rüzgar getirecek minik damlacıkları,
    Kirpiklerime işleyecek ince ince.

    Ahşap bir ev yapacağım bir gün.
    Ama vernik sürmeyeceğim hiç;
    Çam kokacak buram buram.
    Aşk kokacak, sevgi kokacak.

    Yalnız, çatısı tenekeden olsun isterim,
    Tıpkı eski günlerdeki gibi.
    Yağmurda ne güzel uyunur altında,
    Ninnisini dinleyen bebek gibi.

    Levent Balta

  7. Aşçı Fok dedi ki:

    Merhaba, özenilesi bir yaşam kesiti çizmişsiniz. Yaşadığınız bölgeyi ben de merak ediyorum… Yaşam sevinciniz daim olsun, selamlar sevgiler

  8. Yazıda bahsi geçen Ömer dedi ki:

    Mikemmelsin,
    Telafisi mümkün olan, telafi edilir. Telafisi mümkün olmayan zaman’dır.
    En kısa sürede görüşmek üzere. Dumanın resminide Blog’da görmek mümkün mü?

  9. Ramazan Işık dedi ki:

    Harika bir düşünce. Bu “taş ev alıp onarmak” fikri çok hoşuma gitti. Gönlünüze sağlık.

  10. ben 50 yaşındayım iş gereği bir süredir iranda tebriz şehrinde yaşıyorum.yanlızım ve nette dolaşırken buldum sizleri demek yanlız değilmişim dedim içimden ve bu yorumu yazma gereği duydum.çok sevindim aynı duyguları hissettiğim kişilere ulaşmaktan dolayı tüm yazıları dikkatle okudum ve yüreğinize sağlık dostlar demek istedimsadece iyiki varsınız.

  11. birçok ülkede dolaştım seyyah gibi kiminde taş yapılar, kiminde taş gibi insanlar,gördüm ve dostlar vatanımın o yumuşacık karakterli doğasını ve siz dostları çok özledim .birgün dönebilirsem eğer vatanıma balıkesirin şirin ilçesi gönenimizin balcı köyünde bir yapıda ben yapmak isterim.ama kızmayın ne olur ne taştan nede ahşap kerpiçten olacak benim evim.saygılar tüm dostlara

    • suheyladogan dedi ki:

      ismail bey,

      neyle yapacaksınız köy evinizi, merak ettim. taş da değil, kerpiç de…ya ne?

      selamlar,

      süheyla doğan

      • Levent Balta dedi ki:

        Neredeyse bir ay geçip de yanıt gelmeyince dayanamadım:)
        Ablacım, Sayın Kınay’ın ve senin affınıza sığınarak ben anladığımı söyleyeyim:
        “ne taştan nede ahşap kerpiçten olacak benim evim” demiş Sayın Kınay. Aceleye gelmiş herhalde yazarken, noktalama işaretlerini unutmuş. “Ne taş(tan) ne de ahşap, kerpiçten olacak benim evim” olacaktı 🙂

        Sevgi ve saygılarımla

  12. erdal dedi ki:

    cok güzel yazılar halacım ve fotograflarda öyle. Cok özledim sizleri, kendinize çok iyi bakın… nazifeyi avusturyaya gönder, biz bakarız :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s