ramazan’da gezek, bayramda ekmek

Bu yıl da “gezek” keşiğimizi tamamlayıp, ramazanın sonuna yaklaştık. Yarın arife günü, ramazanın uğurlayıcısı, bayramın da habercisi. Köylü-şehirli tüm kadınlar açısından da en telaşlı günlerden biri. Köyde bir yandan bayram temizliği yapılıyor, bir yandan da çeşitli tatlılar, ekmekler hazırlanıyor. Uzaktan gelecek aile fertleri, akrabalar, arkadaşlar için heyecan son haddine varıyor, onların sevdiği yiyecekler pişiriliyor. Yorgun kentlilerin bir kısmı tatil için bir yerlere gitme derdinde olsalar da, sanırım tatil yapamayan orta ve dar gelirli kesimin kadınları da en azından temizlik ve bayram alış-verişi telaşı içindeler. Hep “ Nerede o eski bayramlar?” denilse de, bayram yine de bayram.

Ramazan ve bayram, dini açıdan öte,  geleneksel olarak çoğumuzu, en azından beni çok etkiliyor. Kendine has,  güzel ritüelleri var. Bu ramazanda annem ve babam bizimleydi. Nusratlı Köyü’nün  “gezek” geleneğine tanık oldular.  Her gün sırası gelen hanenin bütçesine uygun olarak dağıttığı keşkek, lokma, helva, ekmek, pideler soframızda yerini aldı. Yakın komşumuz Gülşen çorbasından, etli yemeğine ve tatlısına kadar 5-6 çeşit yemek koyup getirdi bakır tepsisiyle.   Biz de 4-5 senedir  “gezek” geleneğine katılıyoruz. Diğer İstanbullular pek bulaşmıyorlar bu tür şeylere. Gezeğe ilk başladığımız yıl Herkes keşkek-lokma dağıtıyor, biz de değişik bir şeyler dağıtalım.” dedik ve kol böreği ve revani dağıttık. Sanırım en az 25 eve dağıtmıştık. Komşularımıza tepsilerle yemek vermiş, en yakın komşularımızı ve muhtarımızı da eve yemeğe davet etmiştik. Beni elimde tepsilerle börek dağıtırken gören köylüler hem şaşırmış, hem de sevinmişlerdi. Değişik bir şey dağıtıyor olmamız da ayrıca ilgiyle karşılanmıştı.  Bu yıl ramazanın 21. günü gezek keşiği bizdeydi.  Önce köye dağıtacağımız tatlımızın hazırlığına başladık. Geçtiğimiz yazdan kocaman bir tatlı kabağımız vardı, bahçemizin ürünü. Bir gün önceden, kabağı elimi kesmeden soymayı ve dilimlemeyi başardığım ve şekere yatırdım. Köfteleri de yoğurup dolaba kaldırdım. Sonra Müzeyyen Abla’yı da çağırıp annemin nezaretinde su böreği döşedik iki tepsi, bol tereyağlı. Bu köyde bilmiyorlar su böreğini, ben de ilk defa yaptım.  Müzeyyen Abla da hep merak edermiş nasıl yapılıyor diye, öğrenmiş olduk birlikte. Tepsinin birini o akşam dayanamayıp yedik, diğerini ertesi güne bıraktık.

Ertesi sabah önce kabağı pişirdim kocaman bir tencerede.  Ayrıca da güllaç döşedik, bir tepsi.  Bol cevizli. Bu yıl mercimek yerine ezo gelin çorbası yapalım dedik,  özellikle oruç açacaklar için iyi olur   diye. Koca bir düdüklü tencere çorba da tamamdı öğleden önce. Sonra sıra geldi dağıtılacak gül böreğine. Ben hamuru ince açmayı başaramıyorum hala. Yine Müzeyyen Abla açtı incecik, ben de içini koydum ve tepsiye gül gül döşedim.  İki tepsi oldu, annemin tüm itirazlarına rağmen bahçeden topladığım istifno otundan da koydum böreğe. Annem bilmediği otları yemek konusunda oldukça muhafazakar…Günün en  önemli olayını yazmayı unuttum…O sabah müthiş bir yağmur yağdı, yarım saat süren sağanak sonucu elektrikler kesildi. Bizim de bütün işlerimiz fırınla…Elektrikler olmayınca ne kabağı fırınlayabileceğiz, ne börekleri pişirebileceğiz, ne de fırında köfteyi…Biz elektrikler gelecekmiş gibi tüm hazırlıkları tamamladık, saat dörde kadar hala elektrik gelmeyince tam kuzine sobasını  yakmaya hazırlanırken geldi elektrikler. Müzeyyen Abla meğer “Elektrikler gelsin, Allah bizi darda koymasın.” diye dua edip yemenisinin ucunu düğümlemiş. Onun deyimi ile “Allah yüzümüze güldü.” Bir telaşla iki fırında birden iki tepsi kabak tatlısını, iki tepsi gül böreğini ve patatesli köfteyi pişirmeyi başardık. Biz tam fırınla işimizi bitirdik, elektrikler yine gitti, iyi mi? Ta ki akşama kadar. Tereyağlı pilavı da anneme yaptırdık, bol nohutlu.

Sıra geldi dağıtmaya. Tatlı ve börekleri dağıtabildiğimizce ev ev dolaşarak dağıttık. Bol cevizli, harika turuncu bir rengi olan parlak mı parlak kabak tatlısını görenler şaşırdı, “Bu zamanda kabaklar daha olgunlaşmadı ya.” diye.

 Dağıtım işi bitince sıra geldi gidecek tepsileri hazırlamaya. İlk tepsi camiye gidiyor, iftar açmalık; zeytin, peynir, reçel, lokma, ekmek… Ben bizim tepsiye ilave olarak hurma ve börek de koydum, bir de horoz ibiği çiçeği. Geçtiğimiz seneki cami tepsimiz çok beğenilmiş, o zaman da değişik bir çiçek koymuştum. Bir de kürdan batırmıştım peynirlere, kolay yesinler diye. Bir tepsi de ramazan boyunca ezan okuyan ve köyün misafirhanesinde kalan misafir hoca ve varsa kahve önündeki yaşlı, kimsesiz ya da dışarıdan gelen misafirler için hazırladık, tüm yemekler ve tatlılardan koyduk. Hocanın tepsisi de gidince sıra geldi komşulara gidecek tepsilere…Bu yıl yalnız bir komşumuza yemek tepsisi yolladık. Yemeğe davet ettiğimiz eski ve yeni muhtarlar gelemeyince biz de en yakın komşumuz Müzeyyen Abla ve Hikmet Abi ve inşaatımızda yanımızda çalışan Taner’le birlikte yedik iftar yemeğimizi. Bol bol yetti, hatta arttı yemekler.  Gece yorgunluktan nasıl yattığımı bilemedim tabi. “Gezek bakmak” pek de kolay değil.

Kütahya’da da varmış “gezek” adeti. Ama bizim buradakinden farklı…Yaş ve cinsiyetlerine göre insanların sırayla birinin evinde bir araya gelip yemesi, eğlenmesi, sohbet etmesiymiş “gezek”. Daha başka yerlerde de var mı bilmiyorum. Babam Orta Asya’daki şölenlerin bir devamı olsa gerek .” diyor. Anadolu İslamiyetin etkisine girince farklı anlamlar da yüklenmiş olmalı şölen geleneğine. “İyi bir toplumsal dayanışma örneği, bu nedenle de sürdürülmeli .”diye düşünüyorum. Oruç tutmasam da oruç tutanlar için camiye bir tepsi yollamak hiç de zor gelmiyor. Köye yiyecek dağıtırken yaşlılar, kimsesizler, dul kadınlara öncelik veriliyor. Yetmiş bin kişilik gösterişe dönük dev iftar yemeklerinden, beş yıldızlı otellerde kuş sütü eksik iftar sofralarında politika yapmak ve ihale kotarmaktan daha güzel değil mi bizim “gezek” adetimiz?

Anne evde olur da bayram ekmeği yapılmaz mı? Bizim memlekette çok önem verilir bayram ekmeğine. Her zaman yapılan ekmeklerden çok farklıdır. Birkaç gün öncesinden başlanır telaşına. Önce cevizlerimizi aldık. Annem sabırla kırıp ayıkladı cevizleri. En az iki kilo ceviz. Annemin azı yok,  10 kilo da un aldırdı babama, “Çocuklar gelecek, ancak yeter, evlerine de götürürler.” dedi. İki kardeşim de bizde olacaklar bu bayramda. Ben de isyan edip duruyordum tabi.  O kadar unu nasıl yoğuracaktım? O kadar ekmeği nasıl fırına taşıyıp pişirecektik? Daha önce en fazla beş kilo un yoğurmuş, 4-5 ekmek yapmıştım. Seksen yaşındaki anneye kıyılır mı? Bayram ekmeği olmazsa eksik olurdu bu bayram, annemin de bir yanı eksik…Razı oldum on kilo unu yoğurmaya. Bu arada önce cevizimizi dövdük. Sonra memleketten getirdiğim haşhaşımızı da kavurup dövdük pirinç havanımızda.  Kocaman bir leğen içinde annemin desteği ile yoğurdum hamuru, kan ter içinde kalarak. Bir saatte geldi mayalandı hamurumuz. Hamur tahtası (Nusratlı’ca yastağaç-sanırım yassıağaçtan bozulma)nın üzerinde büyük bezeler yaptık. Üç’ er bezeyi elle açıp büyüterek,  aralarına ceviz,  haşhaş, tereyağ-zeytinyağı karışımı, tahin koyup üst üste koyduk. Kat kat hamuru rulo yapıp dilim dilim kesip parmak ekmek ve yuvarlak çöreklerimizi dastarlara (sofra bezlerine) döşedik. Toplam 25 ekmek oldu. İş bir de bu kadar ekmeği  fırına taşımakta…Yaklaşık bir saat daha el mayası alan hamurlar neredeyse iki katı kadar büyüdüler.  Annem bastonuyla ekmeklerden önce boyladı fırının yolunu. Her iki bacağı da ameliyatlı, protez diz var. Ona rağmen yaşam enerjisini hiç kaybetmiyor, her şey eskisi gibi olsun istiyor. Umarım ben de o yaşa geldiğimde yaşama bu kadar bağlı olurum. Gülşen’in fırınına tepsilerle taşıdığım ekmeklerin ancak yarısını annemin gözetiminde fırına yerleştirebildik. Fırının yakılması ve süpürülmesini yine sağolsun Gülşen yaptı; yaşasın komşu dayanışması. Ekmeklerin üzerine yoğurt ve yumurta sürüp çörekotu koydum, susam almayı unutmuşuz, susamı da eksik oldu…Kısa süre içinde nar gibi kızaran ekmekleri altlarındaki külü üfleyerek benim Menemen selelerine koyduk, ellerimiz yanarak. Fırını yeniden yakıp ikinci parti ekmekleri de istediğimiz kıvamda pişirince derin bir oh çektik annemle. Gülşen ve Müzeyyen Abla’ya birer “parmak“ ikram edip eve selelerle taşıdım ve içini çekerek soğusun diye hemen serdim ekmekleri dastarlara. Sonra yurtdışındaki kızımız Zeynep’le konuştuk Skype’den, ekmekleri de gösterdik ona kameradan. Öyle özendi ki yavrum ekmeklere, hemen tarifini aldı. Ben bu yazıyı yazarken de başlamıştı bayram ekmeklerini yapmaya, haşhaş bile bulmuş, biraz önce skype’dan gösterdi bize hazırlıklarını. Nusratlı nere, Roma nere? Bakın şu internetin faydalarına…

Mis gibi bayram ekmekleri bir başka…

Darısı yeni bayramlara…

07.09.2010

Süheyla Doğan

(Zeynep’in bayram ekmeklerinin fotoğrafları geldi, yazıya ekledim, benimkilerden güzel görünüyorlar vallahi.)

Reklamlar
Bu yazı günlük yaşam içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

7 Responses to ramazan’da gezek, bayramda ekmek

  1. ismail yenigün dedi ki:

    Kalemine,yüreğine sağlık ::-)

  2. Güneş Caner-ODTÜ THBT!li dedi ki:

    Sevgili Süheyla Doğan,
    Günceniz hayırlı olsun, yöresel dilinizden de kelimeler serpiştirerek yazdığınız sıcacık yazınızı okudum. Eski adetlerin hala bir yerlerde devam etmesi çok güzel ve özlenesi bir durum. Ben iki aileden de göçmen bir torun olduğum için görenekleri pek yaşayamadım ama yaşayamadan genlerimden taşıyarak hissetiğimden mi ne, pek severim. Belki de o yüzden THBT liydim. Tekrar güncenizi ve bu bahane ile bayraminizi da kutluyorum. Sevgilerimle..

  3. ayla dedi ki:

    Canımsın,

    Bir solukta okudum ama sanki hepini ben yapmışım gibi, sevincini yüreğimde, yorgunluğunu omuzlarımda hissettim. Ne zormuş kadın olmak köyde!
    Tamam bu bayram ne edip etmeli ve seni ziyarete gelmeli… O ekmeklerden yemeden olmaz.

    Eline, yüreğine, kalemine sağlık Süheylacım… Bu arada Mecit ne yaptı bu telaşların içinde merak ettim. Yoksa hala burda değil mi?

  4. MehtapM dedi ki:

    Süheyla Abla’cım hani bizim fotoğraflarımız. Artık fotoğraf da isteriz:))

  5. HİCRAN KARABUDAK dedi ki:

    CANIM BENİİİİİİİİİİİM,
    HEP OLDUĞU GİBİ HARİKASIN. İYİ Kİ VARSIN VE İYİ Kİ SENİ TANIYORUM. ÇOK DA SEVİYORUM.

  6. Gunes Caner dedi ki:

    Ekmek fotoğrafları iç açıcı, kızınız da sizden görmüş, el almış besbelli. Ellerine sağlık.Bir gün ben de evde sizin yazınızdaki tarifle yapmayı düşünüyorum umarım tadı sizinkilere yakın olur. Sevgiler ..

  7. gene gözümde tüttü o sıcak vatan toprağım ve içindeki tüm sevdiklerim meğer ne zormuş gurbet dedirttiniz bana .bu yazıları okudukça içim açıldı ve oralara gittim geldim .anamın sıcak ekmeği hanımımın o çeşit tatlıları gözümde tüttü inanın en kısa zamanda sizlere ulaşmak dileği ile .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s