Şeytan Hamur

“ŞEYTAN HAMUR” DAN GELİN KIZ ÇÖREĞİNE…

Dün sabah köyümüzün kadınlarıyla yürüyüşümüz sırasında Samiye’den Fatma’nın nohut mayası tuttuğunu öğrendim ve hemen Fatma’ya gidip maya istedim.  “Hiç bekletme, hemen sıcak sıcak yoğur.” diye bir yumruk büyüklüğünde maya verdi Fatma. Her zaman alıştığım ölçüde hamurumu yoğurdum. İki ölçü tam buğday unu ve bir ölçü beyaz una, pekmez, zeytinyağı ve zencefil de ekledim. Mayalanma kabına koyup üzerini sıkıca örttüm. Küçükkuyu’ya gidip işlerimizi bitirip köye döndüğümüzde neredeyse 3 saat geçmişti. Hemen heyecanla hamura baktım, hamur sıcacık ama hiçbir hareket yok…Şaşırdım. Üzerine bir kaban daha örttüm. 2 saat daha geçti. Hamura baktım, yine en ufak bir kabarma yok…İlk defa nohut mayalı ekmek yapıyordum ve ilk kez hamurumun kabarmamasına şahit oluyordum…Hemen Safinaz Teyze’ye koştum. O da “hamurunu al gel, kuzine yanıyor, yanına koyalım.” dedi…Hamuru taşıdım, Safinaz Teyze sobanın yanına koymak yerine elektrikli battaniyeyle sardı hamuru. İki saat daha bekledik…Nafile…En ufak bir kabarma yok… “Hamurun ‘boğaça’ olmuş,  şeytan hamur derler ya, olmayınca olmuyor işte…” dedi. Meğer zor bir mayaymış nohut mayası…Hem ilk mayanın, hem de bu maya ile yoğurulan hamurun tutmasında diğer mayalara göre daha fazla risk varmış…O nedenle de “şeytan hamur” derlermiş.  Köydeki her kadının nohut mayası ile ilgili olumsuz deneyimleri varmış meğer. Bir kaçını anlatıverdi Safinaz Teyze. Kendisinin de öyle…Bir keresinde bir bayram öncesi özene bezene yoğurduğu nohut mayalı bir koca tekne hamuru bir türlü kabarmamış. O da o haliyle pişirmiş, ama ekmekler taş gibi olmuş, yenecek gibi değil. Ekmekleri köpeği olan bir komşusuna vermiş, söylediğine göre öyle sertlermiş ki, köpek bile zor yemiş. “Bir tekne hamurum boşa gitti, ama rahmetli bir şey demedi, ‘canın sağolsun, gene yaparsın dedi.’ .” diye gözleri yaşararak kocasını anımsadı. Oysa Mahinur’un kocası olsaymış kafasını kırarmış ekmeği yapamadı diye…Aynı mayadan da alınsa bir kadının ekmeği olup, diğerinin tutmadığı olurmuş…Müzeyyen Abla’nın da nohut mayası ile ilgili bir anısı varmış. Nohutu dövmüş, sıcak su koyup bekletmiş. Suyun köpürmesi gereken zamanda bir türlü köpürme olmamış…Beklemiş, beklemiş, olmayınca maya kabını dökmek üzere dışarıya çıkarmış, o arada başka işlerde uğraşırken bir de bakmış ki suda köpükler oluşmaya başlamış…Şeytan mayası bu ya…

Nohut mayalı ekmeğe “lokum” diyorlar köyde. Özel günlerde, bayramlarda, düğünlerde dünürlere hediye olarak yapılıyor.  Nohut mayası tutanlar hamur tuttuklarını gizle1rlermiş, taliplisi çok olduğu için hamur vere vere kendilerine kalmaz diye…Bu konuda iddiali kadınlarımız varmış köyde, yani “nohut mayası” tutturmak bir gurur vesilesi…

Ben kabarmayan hamurumu ne mi yaptım? Yakın komşuların hiç birinde ekşi maya yoktu, bende de…Hemen bira mayası kabarttım, biraz un ve su ekleyip hamuru yeniden yoğurdum ve elektrikli battaniyenin altına mayalanmaya bıraktık. İki saatten sonra iki katı kabarmış bir hamurumuz vardı artık. Safinaz Teyze hamurları iki tepsiye döşedi. Büyük tepsi için beş ayrı “toka” hazırladı, dört tokayı kenarlara, birisini de ortaya koydu. Diğer tepsiye de “gelin kız çöreği” döşedi. Tek parça hamuru düz bir şekilde tepsiye yaydı. Birisi büyük biri küçük bardakla hamurun üzerine desenler yaptı, aralara çatalla noktalar koydu. Her yuvarlağın ortasına dikine birer karanfil soktu. Badem olsaymış aralara badem de koyarmış.  Kızlarını evlendirirken dünürlerine öyle güzel çörekler döşeyip göndermiş ki, günlerce konuşulmuş. Hamurları kuzinenin yanına koyduk, hemen hemen bir saat daha “el mayası” aldırdık. Bir kapta yumurtayı azcık suyla çırptık ve ekmeklerin yüzeyine sürdük. Üzerine de susam ve dereotu ektik.  Ekmeğin üzerine az sulu yumurta sürünce ince kabuk olurmuş…Önce büyük tepsiyi koyduk  kuzinenin fırınına. Hamur öyle bir kabardı ki, fırının içine bile aktı…Bir saatte ancak pişti.  Gelin kız çöreği daha ince olduğu için onun pişmesi biraz daha az süre aldı. Çörek kabuk atmasın diye hamurun tam ortasına incecik bir portakal kabuğu dilimi soktuk. Dün gece Safinaz Teyze’nin küçük taş evinde benim hamurum yüzümden gece yarılarına kadar ışıklar yandı ve bacalar tüttüJ)

Tüm itirazlarına rağmen tokalardan birini Safinaz Teyze’ye bıraktım. Mecit ekmekleri eve taşıdı. Eve gelir gelmez de bir tokanın yarısını zeytinyağlı- kekikli lor ve salça ile afiyetle, iştahla yedim. Mayası tutmamış olsa da nohutlu ekmeğin kokusu bir başka.

Ekmeğimin macerasını Gülşen duymuş, onun yorumuna göre; Öncelikle o küçük mayadan hamur tutup mayayı çoğaltmalıymışım, büyüyen hamurla yeni hamur yoğurmalıymışım. Mayam az gelmiş…

Deneyimler  çok önemli…Bir dahaki sefere Gülşen’in söylediklerini dikkate alacağım. Ama hamuru ziyan etmedik ya, bira mayalı da olsa güzel bir ekmeğimiz oldu. Kafamızı da kırdırmadık, şaka şaka…

Süheyla Doğan

Nusratlı Köyü/ÇANAKKALE

Reklamlar
Bu yazı günlük yaşam içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s